August 11
Artık sazın bağrı mı olur
Kimsenin bilmediği bir ağrı mı
Gider kendine gömülürsün
Yoksa bu şehir bu sokaklar
Seni alır kullanır, seni alır kullanır
Santim santim çürürsün
Şimdi bir yeni sevda mı olur
Kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı
Tutar sıfırdan başlarsın
Yoksa bu ilişkiler bu zaaflar
Seni yiyip bitirir, seni yiyip bitirir
Dirhem dirhem azalırsın.
~€`x~
Oturuyorum, susuyorum, ve yazıyorum...
Belki banel olacak yine ama malesef yine -tek başıma- yım.. Yanıma aldığım birkaç fıstık tanesi, soğuk bir kutukola asitliği, tek kulaklıkta dinlenen oğuz aksaç ezgileri.. Haftaları, ayları oluşturan bir koca gün daha geçmiş, akşam karanlığı adını verdiği muhteşem bir çalışması ile yine penceremin arkasında duruyor... Güneşinin batışını görmüyorum şu an ama, karşı tepede konuşlanan evlerin penceresinden, kızıllığını farkedebiliyorum.. -Evlerin pencereleri, evimin pencereleri.. Evimin penceresinin ardındaki annem.. Allah'ım..- Sanki içimi yaktığını bilirmişcesine de serin bir hava estiriyor penceremden.. Üşür gibi oluyorum..
-Gün- hakkında yazılası çok şey var, çoğu yazıldı, çoğu da yazılmayı bekliyor.. Bende, benden önce yazılanlara benzeterek yazıyorum.. Çok farklı yanları yok ama benzetmelerle farklılaştıranlara inat, bende saçmalayarak yazıyorum..
Ardında 'öylece kalakalan' kimbilir kaç kişi var diye düşünüyorum günün, şu saatte benim gibi penceresinden hayata bakan, gören, özleyen, uzanamayan.. Bir tekerlekli sandalyeye benzetiyorum oturduğum sandalyemi, çok şükür tekerleri büyük değil.. Biraz sonra kalkıp gidebileceğim.. Ve derken bir ezan sesi deliyor manzarayı.. Tekrarlıyorum az önceki söylediğimi.. Çok şükür Allah'ım..
Daha böyle 120 tane daha akşam manzaralı gün göreceğim.. Gittiğimde, özgürlüğüme uzanıp tadacağım bütün güzelliklerini, yorulmadan.. Ve şeytana inat, öpeceğim tüm çocukları yanaklarından..
~€`x~
Kışı Sevmek / Kışın Sevmek
Ağlıyordum. Bir kış günüydü. Üzgündüm. Yenilmiştim. Herkesle selamı sabahı kesmiş bir sabahtı. Kahvaltısız Yola çıktım ağzımda bakır alaşımlı bir tat. Efkar gibi yağıyordu kar.
Bazıları kışın öldü
sevdiğini insanların
dedem
taha amca
karda izledik ayak izlerini
düşmanlarımızın
bir inşaatın içine götürdü bizi
Uğursuz ayakların
karda bıraktığı lekeler
taha amca karlar içindeydi
taha amca kanlar içindeydi
en güzel kar insanın çocukluğuna yağandır. Pencereye yüzümü dayar dua ederdim, kar yağsın, durmasın, tutsun, rütbe düşüp yağmur olmasın diye.
Hep kış günlerinde düştüm
umutsuz aşklarımın batağına
buğulu camlara adlarını yazdım
konuşamadığım kızların
ve
babaannemin
nice kırgından taşıdığı
eski mücevher kutusunun
sırrı dökülmüş aynasında
o kadar çirkindim ki
bir grayder durmadan soluklanmadan çalışıyordu toprak damlı evimizin bahçesinde. Kalabalıktı. Küçüktüm acıdan, yaşça. Babaannem bayılmıştı. Herkes ağlıyordu. Dedem ölmüştü. Kar ağlıyordu, yağar gibi. Küçüktüm. Susuyordum. Lapa lapa... ağlar gibi...
Karda yürümek gibisi yoktur geceleri. Işığın yalazında seyretmek kar tanelerinin dansını. Bir de ayazda sevmek olmadık bir kadını. Soğuktan korumaktır asıl marifet sevdiğinin tenini. Aşksız geçen kışların intikamıdır geleneksel bahar sevdalanmaları.
Ben hep kışı sevdim.
Ben hep kışın sevdim beni
sevmeyenleri.
Tokat - 13.10.2007